SÖZ


 Tut(a)mayacağımız sözler vermemek gerektiğini biliriz.


Çünkü söz vermek ; uğrunda tüm menfaatlerimizden de vaz geçerek ardında duracağımız bedeller de isteyebilir bizden.

Şartlar değişirse söz verdiklerimize izahat yapar ve onlardan ya af/özür diler ya da erteleme talep ederiz.

Kısaca söz ağzımızdan çıktıktan sonra artık kontrolü bizde değildir.

Samimiyetle kendimizi açıklama yoluna gitmediğimizde ise yalana başvururuz.

Ve bu zincirleme yalanlara da dönüşebilir...

Bu yüzden bazen kalabalıklarda mahcup oluveriz; hiç tanımadığımız insanların dahi güvenini kaybedip haklarına gireriz.

Kalbe(vicdana) bırakılan siyah noktalardan bazılarının adıdır "sözünde durmamak"...

O karanlık noktaları görmemek adına sûni ışıklar sunar bize hayat...

Başarılı bir tacir, usta bir reklamcı ve hatta günümüzda şahane bir infulancer oluveririz...

İlk başlarda hissettiğimiz o vicdani rahatsızlığa kör ve sağır oluruz.

Ve gün gelir nasıl "yalancı" ya dönüştüğümüzü bile hatırlamaz, hayatın huzurumuzu nasıl çaldığını düşünürüz.

Söz verme mevzusu benim için çok önemlidir. Ben genelde inanmasam dahi karşımdakine inanmadığımı belli etmeyen biriyimdir. Sık sık dedikleri üzerine ona dönüş yaparım hatta yanlış anlayıp anlamadığımı defaatle sorarak her an bana dürüst olma firsatı veririm.

Ne yazık ki kişisel tecrübem gösterdi ki; pek azımız bu dürüst olma zamanlarını değerlendiriyoruz. Pek azımız samimiyetle "o an da ne diyecegimi bilemedim/ ya aslinda onu kastetmedim sonrada geri adim atamadim/ aslında yanliş anlamadınız ben şartları siz sormanıza rağmen net anlatamadım" vb deme cesareti gösteriyor. İnsanız ve anlık gafletlere hepimiz düşebiliyoruz. Ama telafiyi geciktirmek kismı gerçekten kaste giriyor. Tövbesi de zor, helalleşmesi de...

İyi zamanlarımızda ya da köprüleri gecene kadar sözler vermeyelim...

Çünkü benim gibi sizi vicdanınıza bırakıp ses etmeyecek ama kapınızdan da bir daha geçmeyecek çok insan var...

-13 Mayıs 2025 -

Zehra Dalar Sevim

Yorumlar

Popüler Yayınlar